Atatürk www.turkishvision.com
Home | Kontakt | Anmelden EnglishEnglish | TürkçeTürkçe | DeutschDeutsch
Home
Schreiben Sie Ihre Meinung hier >>>
Blogs
Aktuell
Anmelden
Registrierung
Passwort anfordern
Seite empfehlen
Kontakt
Email
Über uns
Suche
Wednesday, 17. January 2018
Blogs

15.09.2007 89
Von: anonymous
Şimdi türbanlı olduk ...

Şimdi Okullu Olduk” diye başlıyor Milli Eğitim Bakanlığı’nın veliler için hazırladığı türbanlı broşür...

Gayet masumane bir resim...

Kız erkek çocuklar gülümseyerek objektife bakıyorlar, okul bahçesinde oynuyorlar, iki kız öğrenci sınıfta ders işliyor...

Tek ilginç detay fotoğraflarda veli olarak görünen iki kadının ikisinin de türbanlı olmasıdır...

Türbansız veli yoktur artık o fotoğraflarda, çünkü hayat dönüşmeye başlamıştır Milli Eğitim’in broşürlerinde...


***

Konu aslında reklamcıların çok iyi bildiği bir “Gizli reklam tekniğidir...”

Örneğin sinemaya girerseniz ve filmin en heyecanlı yerinde bir katil-dedektif kovalamaca sahnesi vardır...

Siz o direksiyon sahnesinin büyüleyici atmosferinde soluksuz kaçma-kovalamaca sahnesini izlerken arabanının BMW olduğu saniyenin onda biri süresinde beyninize işlenir...

Siz üzerinde bile durmazsınız...

Oysa o sahnedeki BMW sizin beyninize girer...

Bilincinize siz farkında olmadan BMW’nin iyi bir araba olduğu algısı yerleşir...

Gizli reklamdır bu ve BMW bu gizli reklam için filmin yapımcısına para öder...

Filmin kahramanının bir sahnede Coca-Cola içmesi veya Marlboro paketinden bir sigara tüttürmesi hep bir gizli reklamdır...

Doğal hayatın içinde doğalmışcasına tüketilen ürünlerin markalarının tüketici beynine farkında olmadan kazınmasıdır gizli reklamdaki amaç...

Gizli reklam yasaldır, karşılığında para verilip fatura kesilir, vergisi ödenir...


***

Milli Eğitim Bakanlığı’nın hazırladığı “Şimdi Okullu Olduk” broşüründe ise türbanlı veliler fotoğrafı “gizli reklam tekniğini” andıran “türbanlı sosyal yaşamı beyinlerde ve algılarda tamamen normalleştiren, tersine türbansız olmayı yavaş yavaş yabancılaştıran” bir olgu...

Aslında Hülya Avşar, Seda Sayan, Sibel Can, Demet Akalın gibi sanatçıların türbanlı fotoğraf ve görüntüleri de salt bir aymazlık örneği değil elbette...

Dikkat edin, Sibel Can’ın türbanlı görüntüsünü hangi derginin kapak yaptığına...

Şu anda TMSF yönetiminin elindeki Aktüel dergisi değil midir Sibel Can’dan türbanlı kapak fotoğrafı isteyen?..

Bir tesadüf müdür bu?..

Ne ilginçtir Seda Sayan ve rakibi bir başka sanatçı da aynı saatlerde yayınlanan televizyon programlarında türban taktılar...

Bu iki sanatçının yapım şirketi de ilginç bir tesadüf ki aynıdır...

Ve iki sanatçı da türbanlı görüntü verme yarışındadır...

Acaba birileri kulaklara bir şeyler fısıldamış olabilir mi?..


***

Türbanlı eylem değildir artık önemli olan...

Çünkü türbanlı eylem, türbanı illegalleştiriyor...

Oysa şimdi iktidar olmuştur türban...

Onun için hayatın doğal akışının içindedir...

Örneğin, “okullar açılırken velililerin başındadır, ya da televizyon programlarında sanatçıların...”

Artık legaldir, normal, sıradandır ve Türk insanının algıları bu şekilde değiştirilecektir...

Hatta belki bir süre sonra türbanlı olmayan yadırganacaktır...

Hayatın dönüşümü budur...

Şimdi sadece okullu değil, “Şimdi türbanlı olduk...” gerçek budur...

Türkiye’nin Malezya’laşması mı türbanlaşması mı her neyse olmakta olan budur...

Türbanı demokratik bir hak olarak savunsam da, “gizli reklam” teknikli “türbanın normalleştirilmesi, türbansızın ötekileştirmesi” acı ve hüzün vericidir...

Biliyorum şimdi salt demokrat! arkadaşlar “Ne var ki türbanlı fotoğraflarda” diyecekler...

Eminim ki Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri “Öküz altında buzağı aramaya gerek yok... Tamamen tesadüf...” diye buyaracaklar...

Oysa hayatı doğru okumak ve gizli kodları deşifre etmek acı verse de insanlık adına yapılmalı...

Hayatın bizlere verdiği yeni misyon biraz acı, ama biliyorum ki tarihi...

İyi ki salt demokrat arkadaşlar kadar ofsayta düşmüyorum!!!

İlerde inşallah bugünkü aymazlıklarından pişman olmazlar!..

26.06.2007 25
Fall Marco W. - Eine unglaubliche Hetzekampagne gegen die Türkei

Was momentan durch die deutschen Medien grassiert, kann nichts Anderes als eine schmutzige Hetzekampagne gegen die Türkei bezeichnet werden. Unheimlich dreißt, voreingenommen, voreilig, billig und unseriös!

Gerade die deutsche Presse warf in der Vergangenheit türkischen Medien Unseriösität vor. Und nun, sehe ich, dass die deutsche Presse auch nicht viel anders ist! Die deutschen Medien verlieren somit viel an Glaubwürdigkeit und Seriösität!

"Katastrophale Zustände" in türkischen Gefängnissen hieß es heute Abend im n-tv. In Griechenland, Rumenien, Bulgarien oder in Polen sind die Gefängnisse bestimmt nicht viel anders als in der Türkei!

Also, schluß mit dieserungerechten Hetze! Man soll bei der Wahrheit bleiben und die Kirche im Dorf lassen!

Turgut G., Frankfurt

26.06.2007 24
Von: muhtar
Fall Marco W.: Reaktion der deutschen Seite ist arrognt und dominant!

MuhtarBei allem Verständnis für den 17 Jährigen Marco -niemand wünscht ihm einen Aufenthalt im Gefängnis- sollten deutsche Politiker und Medien mit ihrer Hetzkampagne gegen die Türkei aufhören.

"Wegen Urlaubsflirt, in den Knast!" hies es in den ersten meldungen der deutschen Boulevardpresse. Wenn ich berichtigen darf: "Wegen sexuellen Mißbrauchs von Minderjährigen" lautet der Vorwurf gegen ihn. Denn es liegt eine Strafanzeige der Mutter der 13-jährigen. Marco W. hat mittlerweile ja auch selbst zugegeben, dass es zum sexuellen Kontakt mit der Minderjährigren gekommen ist.

"Unannehmbare", "miserable", ja gar "menschenunwürdie" Verhältnisse im türkischen Gefängnis, verlauteten die deutschen Medien weiterhin. Es gehe im "sehr, sehr schlecht"! Er sei "abgemagert", sein Gesundheitszustand wäre "schlecht", er hätte "Schlafstörungen"! Im einem Interview berichtete Marco W. selbst: Es gehe ihm gut, er wäre gut behandelt worden, das essen wäre nicht schlecht, er hätte lediglich Schlafstörungen wegen der anhaltenden Hitze dort. Dass er eine Zelle mit ca. 30 weiteren Ausländern, mit einer gemeinsamen Toilette und Dusche teilen muß, kann nicht als "menschenunwürdig" bezeichndet werden.

Deutsche Politiker, allen voran Struck und der niedersächsische Ministerpräsident Christian Wulff (CDU), übertreffen sich gerade mit ihren arroganten Äußerungen und fordern -in einem fast befehlerischen Ton- die sofortige Freilassung des Jungen. Der Fall könne ggf. durch die deutsche Justiz übernommen und fortgesetzt werden. Was für eine arrogante Haltung!

Andere CDU-Politiker nutzen die Gunst der Stunde und bescheinigen der Türkei sofort -ganz nach altem bekannten Muster- "unreife" für den EU-Beitritt. Was für eine schmutzige Anti-Türkei-Politik, die hier mit Hetze betrieben wird!

Bei aller Liebe und Verständnis für den deutschen Außenminister Steinmeier, den wir eigentlich sehr schätzen: Deutschland soll es ganz und gar der türkischen Justiz überlasen, wie der Fall fortzuführen ist. Türkei ist nicht ein Bananenstaat und der Befehlsemfänger irgendwelcher Länder!

Im menschlichen Sinne wünsche ich Marco W. einen fairen Prozess und Gerechtigkeit. Denn, er und seine Freunde kamen in die Türkei als Freunde. Und die Freunde behandeln Türken nicht schlecht!

23.06.2007 23
Von: muhtar
Deutschland fordert die sofortige Freilassung des 17-Jährigen Deutschen in Antalya

MuhtarMit welchem Recht eigentlich?

Was ist denn mit den türkischen Jugendlichen hierzulande, die leicherhand durch die Polizei in Arrest genommen werden oder in den Gefängnissen sitzen? Schreitet die türkische Regierung auch für diese Türken ein?

Es liegt wohl eine Strafanzeige der Mutter dieses britischen Mädchens gegen den deutschen Jugendlichen wegen sexueller Belästigung Minderjähriger vor. Dies ist auch in der Türkei ein Straftatbestand und die türkischen Behörden sind gezwungen, zu handeln.

Also, auch Deutschland muß die Gesetze anderer Länder respektieren und sich einfach aus dem Verfahren raushalten!

19.02.2007 22
BASBAKANA ACIK MEKTUP - TÜRKIYEDEKI YABANCILARA DA OY HAKKI VERELIM!

Demokrasisine hayran kaldığım Almanya beni aldattı!

Sıkı sağlık kotrolünden sonra çalıştırılmaya getirtilen bizlere yasalar önünde e ş i t l i k sözü verilmişti. Bugüne dek hep a l d a t ı l d ı k. Bizi önce kader arkadaşlarımızdan; YUNAN, İTALYAN, İSPANYOL, PORTEKİZ ... a y ı r d ı l a r. Onları "İMTİYAZLI YABANCI" yaptılar ve onlara hemen yerel
seçimlerde oy hakkı verdiler. Bize vermediler. Onların, bizim ödediğimiz vergilerle refah içinde
büyüttüğümüz, torunlarına 16 yaşında oy hakkını sundular, bizler 60 lı yaşları geçtiğimiz halde bu haktan yoksunuz. Kuruş vergi ödemedikleri halde kader arkadaşlarımızı(! ) ziyarete gelip Almanya'da 3 a y ikamet eden bir Yunanlıya, İtalyana ... bu hak sunuluyor, ü ç n e s i l burada yaşayan ve bu hak için yıllarca uğraş veren bizlere oy hakkı verilmiyor. BU BÜYÜK BİR DEMOKRASİ AYIBIDIR! Ben bu demokrasi ayıbıyla daha fazla yaşamımı sürdüremeyeceğimden 1.09.2005 ten buyana yaz-kış, sıcak-
soğuk demeden, yaşıma, konumuma bakmadan Berlin'in en işlek caddelerinde zil çalarak bisikletli protestomu (bugünedek 20.000 Km) sürdürmekteyim. Ayrıca bu girişimim Alman Federal Meclisine gönderilen 10.000 den fazla imza ile de desteklenmektedir. Hedefim 2. vatanımı, vergi vatanımı,
çocuklarımın doğduğu ülkeyi, demokrasi ayıbından kurtarmaktır.

=================

Türkiyedeki yabancılara da OY HAKKI verelim!
Berlin,18 /02/2006-Tispjg Nr. 21.961 /Ba

Değerli Başbakanım!
Değerli Muhalefet Liderlerim!
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Değerli Üyeleri!

Biz, Türkiye dışında yaşayan Türklerin, ülkemizdeki seçimlere katılabilmeleri konusunu gündeminize almanız ve hatta sözbirliği edercesine OY HAKKIMIZIN ilk seçimde gerçekleşmesini hedeflemeniz bizleri son derece mutlu etmiştır. Ama oy hakkının konuşulduğu bu ortamda bizim gibi ülkemde "YERLEŞİK" konumunda olan "YABANCILARA" oy hakkının da muhakkak düşünülmesi gerektiğini ve bunun ülkemi herşeyden önce sadece yücelteceğini bildiğim için bu açık mektubu (kısmen değiştirerek de Alman Meslekdaşlarınıza) yazmayı kendime görev kabul ettim.

Türkiye'de tahsilimi bitirdikten sonra ihtisas ve araştırmalarda bulunmak için iktisaden kalkınmasına ve demokrasisine hayran kaldığım Almanya'da emeklilik yaşıma ulaştım. Düşünen, okuyan, araştıran ve hala aktif çalışan bir kişi olarak tüm önyargılardan arınmış olarak hem kendi ülkemde, hem de Almanya'da gördüğüm ve bizzat yaşadığım yanlışların artık daha fazla tekrarlanmasını istemiyorum. Bu nedenle Türkiye'de bizim gibi yerleşik durumda olan yabancılara lütfen s a d e c e yerel seçimlerde değil, genel seçimlerde de (sadece s e ç m e h a k k ı olması kaydıyla) OY HAKKI verilmesini sağlayınız.

Hem kendi vatanımız Türkiye'de, hem halen yaşadığımız "Vergi Vatanımız" da, hem de bu iki ülke arasındaki yol güzergahında sayemizde döviz yüzü görebilen ülkelerde bile haksız ve insafsızca aşağılanan bir toplumun bireyi olarak sizlere sesleniyorum. Her zaman Alman vatandaşı olma imkanı olan ve fakat bugünedek "T.C" vatandaşı olmanın diyetini çekerek tüm bu aşağılamalara göğüs geren, mücadeleyi yeğleyen, ve hala "T.C" vatandaşı kalabilme gücü ve kuvveti taşıyan bir kişi olarak sizlere sesleniyorum:

"TÜRKİYE'DEKİ YABANCILARA DA OY HAKKI TANINSIN!"

İddia ediyorum böylece ülkemin hem maddi, hem de büyük manevi kazancı olacaktır.

Saygılar sunuyorum.

(Aydın Akın "Tispjg için oy hakkı", Email: tispjg@hotmail.de, Schierker Str.25 – 12051 Berlin - Deutschland)
Ergebnisseiten: 1-10  11-20  <<  21  22  23  24  25  26  27  28  29  [30]  >>  31-33  
Gehe zum Eintrag Nr.  
Top
Mustafa Kemal Atatürk
... is turkish vision!
Home | Kontakt | Anmelden
Besucher: 13959183 (Heute: 119)